ARTICLES

FALL MARKET / GÜZ PAZARI, Anatolia, Turkey 1955

Per Lindström

Focus: Turkey Sergi Katalogu

Haziran 2014

Yıldız Moran: "Işığa Dokunan Kadın"

 

O, “Işığa Dokunan Kadın”. Türkiye’nin ilk akademik eğitim almış kadın fotoğrafçısı olan Yıldız Moran (1932–95) bugün önemli bir rol modeli ve Türkiye’nin 1950’lerdeki önde gelen fotoğrafçılarından biri olarak anılıyor. Moran, kariyerinin erken evrelerinde, fotoğrafçılık okuduğu ve Türkiye’ye dönmeden önce çalışmalar yaptığı Britanya başta olmak üzere uluslararası üne kavuştu. Bugün birçok başka yerin yanı sıra Anadolu’da çektiği siyah-beyaz fotoğraflar ve “güneşin doğduğu diyarda” yaşayan insanları anlatırken kullandığı lirik imgelem yeniden ilgi görmeye başladı.

 

İstanbul’da doğan Yıldız Moran akademik çalışmalara eğilimli bir ailede büyüdü. Sanat tarihçisi olan amcası onu fotoğrafın değerli bir meslek olduğuna ikna ettiğinde 18 yaşındaydı. Birkaç denemeden sonra, hayattaki uğraşısını bulduğunu anladı. Önce İstanbul’da, ardından Londra ve Cambridge’de fotoğraf tekniği üzerine öğrenim gördü. Londralı fotoğrafçı John Vickers’dan dersler aldı ve birçok başka ülkenin yanı sıra İtalya, İspanya ve Portekiz’e seyahat etti.

 

1954 yılında Türkiye’ye döndü ve fotoğrafçı olarak ün yaptı. Dönüşünden birkaç ay sonra hayatının aşkıyla tanıştı. 4 Kasım günü sabah 11’de küçük bir yayıncının bürosunda şair Özdemir Asaf’la ilk kez karşılaştı ve “pırıltılı zekasına” hayran kaldı. Sekiz yıl sonra yaptıkları evliliklerinden, bugün başarılı ebeveynlerinin mirasını yöneten üç oğlan çocuğu doğdu.

 

Yıldız Moran 1955 yılında İstanbul’da bir stüdyo açtı ama ticari işlerin yanı sıra kendi projelerini de sürdürdü. Fotoğraf makinesiyle istediği görüntüleri yakalamak önemliydi ve fotoğrafçılık 9-5 saatleri arasında sürdürülen bir iş değildi. 1992 yılında yapılan bir röportajda , neden fotoğrafı 1962 yılında bıraktığı sorulduğunda, başarılı olmak için kişinin 24 saat boyunca fotoğraf çekmesi gerektiğini söylemişti.

 

Eş ve anne olarak yeni görevinde fotoğrafçılıktan daha önemli bir şeyler görmüştü. 2014 yılında oğlu Olgun Arun’a bunun nedeni sorulduğunda “annelik içgüdüsü” yanıtını verdi. Daha önce fotoğraftan aldığı entelektüel tatmini artık Türk yazarları İngilizceye, İngilizce yazan yazarları Türkçeye çevirmekten alıyordu. Fotoğrafa adadığı enerji ve hevesi bu kez babasının Türkçe-İngilizce sözlüğünü güncellemeye ve geliştirmeye verdi. Oğulları büyüyüp evden uzaklaştıklarında Rolleiflex’ini yeniden kullanma hayali yerli yerindeydi, ama sağlık sorunları, fotoğraf makinesinin rafta kalmasına yol açtı.

 

Yıldız Moran, açtığı birçok sergi sayesinde Türkiye’de fotoğraf tarihinde bir yer edindi. Cambridge’de 1952 yılında açtığı ilk sergisinin henüz ilk gününde tüm fotoğrafları satılmıştı. Başarısı, Londra’da ve Türkiye dönüşünde İstanbul ve Ankara’da açtığı sergilerle devam etti. 1970 yılında Yıldız Moran’ın Türkiye’deki ilk retrospektif sergisi düzenlendi. En son Kasım 2013’te Pera Müzesi’nde açılan “Zamansız Fotoğraflar” sergisine kadar retrospektifler devam etti.

 

“Zamansız Fooğraflar” sergisinin kataloğunda kürator Coşar Kulaksız, Yıldız Moran’ın genç ve bekar bir kadın için akla bile gelmeyecek bir dönemde yurtdışında okumayı seçecek kadar cesur olduğunu anlatıyor. Ancak Moran ne istediğini biliyordu. Onun ilgisini insanlar çekiyordu. “Fotoğrafçı personasının” asla öne çıkmamasına ve saygılı olmaya özen gösteriyordu ama açıyı ve kadrajı kendisi belirliyordu.

 

Anadolu’yu “insanların sade ve samimi olduğu, fotoğraf için son derece renkli bir cennet” olarak tanımlıyordu. Her zaman siyah-beyaz fotoğraflar çekse de, coğrafyanın ve insanların renklerinin evrensel ve yaygın olanla bağlantı kurmasını istiyordu. Böyle olmadığında, fotoğrafı amacına ulaşmamış oluyordu.

 

Esra Özdoğan, Moran’ın yaşamının erken dönemindeki seçimini ve çalışmalarına yaklaşımındaki kararlılığı övgüyle anlatıyor: “Fotoğraf üstüne söylemi fotoğrafları kadar çarpıcı ve bugün dile getirilmişçesine yenidir. Moran’ın Türk fotoğrafındaki benzersiz konumu yalnızca kadın olmasıyla, yurtdışında eğitim almış diplomalı bir fotoğrafçı olmasıyla, ülkelerde bir başına dolaşıp görüntüler toplamasıyla değil, belge fotoğraflarının ve nesnel estetiğin altın devrinde, çektiği fotoğraflarda düz gerçeği sanatının arkasına yerleştirmeyi yeğlemiş olmasıyla açıklanmalıdır.”

 

1958 yılında Amerikalı fotoğrafçı Edward Steichen’a yazdığı mektup, ne kadar iddialı olduğunu gözler önüne seriyor. Steichen o dönemde dünyanın en önemli fotoğrafçıları arasındaydı ve New York’taki saygın Modern Sanat Müzesi’nin fotoğraf bölümünü yönetiyordu. Çalışmalarından örneklerin eşlik ettiği mektubunda ona geçmişinden söz ederek, bir fotoğrafçı olarak nasıl kendisini geliştirmesi gerektiğini sormuştu. Satır aralarında anlaşılan amacı, fotoğraflarının ABD’de sergilenmesini sağlamaktı.

 

Steichen, 6 ay sonra verdiği yanıtta fotoğraflarının kaliteli olsa da, zamanın ideallerine fazla yakın olduğunu, “kitlenin standart şablonuna fazla uyduğunu” ve bu nedenle de yeterince ilginç olmadığını ifade etmişti. Fotoğrafını geliştirmek için ona bir öneride bulunamadığı için üzgündü ve mektubunu gerekli yetenek ve ilgiye sahip olsa da, gerçek başarıya ulaşmak için önünde uzun, karanlık ve zor bir yol olduğunu söyleyerek bitirmişti. Bugünse zaman, Moran’ın çalışmalarını yakaladı ve kalıcı özelliklerini ön plana çıkarttı. Moran’ın Steichen’in dürüst yanıtına nasıl tepki verdiği bilinmiyor, ama mektubu saklamıştı.

 

Moran’ın ardında bıraktığı 8 bin negatif ve yüzlerce baskı, 1995 yılındaki ölümünün ardından düzenlenen yarım düzine retrospektif sergiye temel oluşturdu. Bu sergilerden yalnızca ikisi Türkiye’de düzenlendi. 2012 yılında Hollanda’daki Stedelijk Müzesi “Size hikâyemi hangi dilde anlatayım?” başlıklı sergiyi düzenledi. Ayrıca çalışmaları 2008 yılında Frankfurt’ta düzenlenen Fotoğraf Forumu’ndaki “Türk Gerçeklikleri” sergisinde de yer buldu.

 

2014 yazında İsveç Landskrona’da düzenlenen “Focus: Turkey” sergisi, Türkiye dışında daha geniş bir kitleye ulaşan üçüncü büyük sergi olacak.

Per Lindström

Haziran 2014

© 2019 Yıldız Moran