LA VIE, LES GENS ET LE PAYSAGE DE LA TURQUIE de 1954 à 1958
8 MARCH 2018 / 10-14 APRIL 2018
LA VIE, LES GENS ET LE PAYSAGE DE LA TURQUIE de 1954 à 1958
8 MARCH 2018 / 10-14 APRIL 2018
LA VIE, LES GENS ET LE PAYSAGE DE LA TURQUIE de 1954 à 1958
8 MARCH 2018 / 10-14 APRIL 2018

READER / OKUYAN, Istanbul, Turkey 1954
Coşar Kulaksız
Pera Müzesi Sergi KataloÄŸu
Kasım 2013
​
Zamanının Ötesinde Bir FotoÄŸrafçı
ANMAK UNUTMAK
​
İki tür nokta var
Biri önüne ve ardına bakar,
Biri ardına bakmaz,
Ardını noktalar.
​
Özdemir Asaf
Bir 19. yüzyıl buluÅŸu olan fotoÄŸraf, doÄŸası ve teknik süreçleri nedeniyle görüneni salt bir ÅŸekilde tespit etme yöntemi olarak algılanmış ve dolayısıyla plastik sanatlar içindeki yerini almak için çok uzun zaman mücadele vermiÅŸtir.
Dünyanın ilk portre fotoÄŸrafçılarından Nadar, 1800’lü yılların sonunda ünlülerin portrelerini çektiÄŸi Paris’teki stüdyosunda verdiÄŸi bir röportajda fotoÄŸrafla ilgili olarak “fotoÄŸrafın tekniÄŸini bir günde kavrayabilirsiniz; ancak bir fotoÄŸrafçının ömrü ışığı hiç anlamadan sona erebilir.” demiÅŸtir.
Cumhuriyet dönemi Türkiyesi’nin akademik fotoÄŸraf eÄŸitimi almış ve çalışmaları yurtdışında sergilenmiÅŸ ilk kadın fotoÄŸrafçısı olan Yıldız Moran; ışığı büyük bir ustalıkla kullanarak “ürettiÄŸi” fotoÄŸraflarına “çekmenin” yani sadece teknik olarak kaydetmenin, görüntüyü ışığa duyarlı film düzlemine aktarmanın ötesine geçip; ruhunu, aklını, kalbini yani kendini katabilmiÅŸ ve görüntünün izini derinleÅŸtirebilmiÅŸ bir fotoÄŸrafçıdır. Yıldız Moran’ın bir anlamda “retrospektifi” sayılabilecek bu kapsamlı sergi, izleyicilerin Moran’ın kendine ait iç sesini ve Türk (ve dünya) fotoÄŸraf tarihi içindeki görünürlüÄŸünün izlerini de derinleÅŸtireceÄŸine inandığımız yeni bir okumayla ortaya koyabilmeyi amaçlıyor.
​
Akademik eÄŸitimli ilk Türk kadın fotoÄŸrafçı
​
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Genelkurmay İstihbarat Dairesi BaÅŸkanlığı görevinde bulunmuÅŸ Vahid Moran’ın 1932 yılında doÄŸan üçüncü kızıdır Yıldız Moran. Vahid Bey deniz subayı olarak baÅŸladığı, baÅŸarılı Mısır ve Almanya hizmetlerinde bulunduÄŸu Genelkurmay’daki görevinin yanı sıra ilk Büyük Türkçe-İngilizce sözlüÄŸün de yazarıdır. EÅŸi Nemide Hanım ise tam bir Cumhuriyet kadınıdır. Nemide Hanım’ın ablası Müfide Ferit (Tek) Hanım edebiyatımızın erken dönem önemli yazarlarındandır. Modern ve ilerici düÅŸüncelere açık, kadının toplum içinde yer alması gerektiÄŸine inanan bir ailedir Moran ailesi. Vahid Bey’in hobileri arasında fotoÄŸraf da vardır; büyük bir özen, teknik bilgi ve titizlikle ürettiÄŸi anı fotoÄŸraflarının kalitesine bugün dahi rastlamak güçtür. Varlıklı Moran ailesi Bahariye’de bir konakta oturur. Yıldız Moran’ın Nermin ve İnci adlarında iki ablası, Ekmel ve Tosun adında iki aÄŸabeyi vardır. KardeÅŸlerin eÄŸitimleri için her türlü imkânı saÄŸlamıştır Vahid Bey. Bugün, büyük kızı İnci Moran Türkiye’nin ilk modern eÄŸitimcileri arasında yer alır.
Robert Kolej’de okurken son sınıfta bir dersten kalınca morali bozulan Yıldız Moran, ünlü sanat tarihçisi, dayısı Mazhar Åževket İpÅŸiroÄŸlu’na danışır. Resme yatkınlığı olmadığını bilen Åževket Bey fotoÄŸraf öÄŸrenebileceÄŸi fikrini verir Yıldız’a. Yurtdışında okumanın, tek başına bir kadın için neredeyse imkânsız olduÄŸu dönem ÅŸartlarında Yıldız Moran fotoÄŸraf eÄŸitimi almak için İngiltere’ye gitmeye karar verir. 1951 yılında Londra’da Bloomsbury Technical College’a yazılır. Bu okul daha çok fotoÄŸrafın temel teknik bilgilerinin verildiÄŸi bir okuldur. Yıldız Moran, bununla yetinmeyerek 1952-1954 yılları arasında Ealing Technical College’ı bitirir. Avrupa’da Portekiz, İspanya ve İtalya’yı dolaşır ve gezdiÄŸi yerleri fotoÄŸraflar. 1952 yılında İtalya’daki bir fotoÄŸraf kulübüne üye olur. 1953 yılında ünlü Old Vic tiyatrosunun fotoÄŸrafçısı John Vickers’ın yanında staj yapar.
Yıldız Moran fotoÄŸraf ve fotoÄŸrafçılıkla ilgili tüm teknik deneyimleri edinirken bir yandan da fotoÄŸrafı bir sanat dalı olarak irdelemeye baÅŸlar. Yurtdışında çektiÄŸi fotoÄŸraflardan derlediÄŸi ilk sergisini 1953 yılında Cambridge Trinity College’da açar. SergilediÄŸi 25 fotoÄŸrafın tümü satılır. 1954 yılında Londra’da beÅŸ sergi daha açar. Aynı yılın sonunda eÄŸitimini ve yurtdışı serüvenini tamamlayarak Türkiye’ye döner.
​
İstanbul’a dönüÅŸ
​
DönüÅŸünün ardından dayısı Mazhar Åževket İpÅŸiroÄŸlu’yla birlikte Anadolu gezisine çıkan Yıldız Moran bu gezide köyleri ve insanları fotoÄŸraflar. 1955 yılında, İstanbul, BeyoÄŸlu’nda bir stüdyo açar. Adalet Cimcoz’a ait ünlü Maya Sanat Galerisi’nin üst katında, Kallavi Sokak 20 numaradaki bu stüdyoda fotoÄŸraflarını sergilemeye baÅŸlar. Geçimini saÄŸlamak için portre ve kartvizit fotoÄŸrafçılığı ve firmalara çekimler yapar. Ama asıl niyeti fotoÄŸrafla sanatsal kapsamda uÄŸraÅŸmaktır ve öyle de yapar.
1955 yılında İstanbul’da ard arda iki sergisi açılır. Aynı yıl Ankara’da, 1956 ve 1957 yıllarında İstanbul’da (Ankara Sanatsevenler DerneÄŸi, Hilton Oteli, Moderno Galerisi ve Türk-Alman Kültür DerneÄŸi), 1962 yılında Edinburgh, İngiltere’de ve 1970 yılında İstanbul’da yapıtlarını sergiler.
1970, 1974, 1976 ve 1998’deki sergileri ise retrospektif niteliklidir. Her sergisi basında ve sanat çevrelerinde ilgi ve övgüyle karşılansa da İngiltere’de açtığı ilk sergisindeki satışlar İstanbul ve Ankara’da gerçekleÅŸmez, Türkiye’de fotoÄŸraf sanatı henüz bu olgunluÄŸa eriÅŸmemiÅŸtir.
Dönemin görece kaliteli ve renkli fotoÄŸraflarının yer aldığı Ses Mecmuası’nın yayına yeni baÅŸladığı bu yıllarda, magazin ve haber fotoÄŸrafçılığı da çok yenidir. Yine de, fotoÄŸraf, à la minute fotoÄŸrafçılar tarafından belli köÅŸelerde icra edilen bir anı veya portre, vesikalık mecrası veya bir durumu tespit eden bir “an kaydedici” olarak algılanmaktan öteye geçemez. Kendi banyo ettiÄŸi filmler günümüze çok az hasarla hatta neredeyse hasarsız ulaÅŸmış durumda olan Yıldız Moran ise yurtdışında bulunduÄŸu sürede aldığı eÄŸitim ve teknik bilgi ile fotoÄŸrafı tamamen kavramıştır. Ama asıl önemli olan Moran’ın bunca eÄŸitim ve emek sonrasında, fotoÄŸrafta seçtiÄŸi yoldur. Yurtdışında altı, yurtiçinde dokuz kiÅŸisel sergi ve retrospektif sergileri açılan Moran 1962 yılından sonra kendini fotoÄŸrafçı kimliÄŸi ve fotoÄŸrafla tanımlamaz, fotoÄŸraf bu tarihten itibaren adeta yaÅŸamından çıkar.
​
FotoÄŸrafı farklı çekmek, farklı yaklaÅŸmak
​
Hâlâ kapalı bir kutu ve bir sır perdesidir Yıldız Moran. FotoÄŸrafları az görülmüÅŸtür. FotoÄŸraf tarihçileri ya da Cumhuriyet dönemi fotoÄŸrafı ile ilgilenenler bilir sadece Moran’ı. Onlar da genellikle ismen veya sergilenmiÅŸ bir iki bilindik karesiyle. 12 yıla sığdırdığı kariyeri bir yandan fotoÄŸrafı neden bıraktığına dair merak uyandırırken diÄŸer yandan da bu kadar kısa bir zamanda, nasıl bu denli etkileyici ve zamansız görüntüleri çekebildiÄŸini sordurur. Burada öne çıkan Moran’ın fotoÄŸraf öyküsünün ne kadar süreyle devam ettiÄŸi deÄŸil özgün ve zamanının ötesine geçen üretimi ve tekrar tekrar keÅŸfedilmeye deÄŸer sanatsal anlayışıdır.
FotoÄŸrafa baÅŸlamasında önemli yeri olan dayısı Mazhar Åževket İpÅŸiroÄŸlu’nun eÅŸi Nazan İpÅŸiroÄŸlu’nun aktardığı hoÅŸ bir anı Yıldız Moran’ın fotoÄŸrafa yaklaşımını aktarabilir: Nazan Hanım, eÅŸi Mazhar Bey ve Yıldız Moran, Bursa’nın SöÄŸüt ilçesine fotoÄŸraf çekmeye giderler. Konu cirittir. O dönemde magazin ve belgesel tarzı çalışan fotoÄŸrafçılar, konuyu çekmek için önce sehpalarını hazırlayıp kadrajını belirler, pozlarını ayarlayıp dikkatlice çekimlerini yaparlarken Yıldız Moran elinde makinesiyle konuyu farklı noktalar ve açılardan, üst üste, sıra dışı bir heyecan ile takip etmekte ve kaydetmektedir. Negatiflerinin birçoÄŸunda karşımıza çıkan ve aykırı diyebileceÄŸimiz açılarla oluÅŸturduÄŸu fotoÄŸraf serileri, hem aldığı eÄŸitimin hem de onun için önemli olanın sadece konunun tespit edilmesi deÄŸil kendine en yakın alternatifi yaratma süreci peÅŸinde olduÄŸunun bir iÅŸaretidir. Aynı geziden diÄŸer karelerde de bu serüven devam eder. 1950’li yıllarda, Anadolu’da baÅŸka bir ruh yakalamıştır Moran: İçinde insan olmadan insanı, çalışma olmadan emeÄŸi anlatan, yokluk içinde varlığı temsil eden zamansız bir ruh. Bunlar, fotoÄŸrafı zanaata indirgemeye çalışan gözlere bir yanıt niteliÄŸinde çekilmiÅŸ karelerdir.
Moran’a göre ÅŸiirselliÄŸi olan her ÅŸey fotoÄŸraflamaya deÄŸerdir. Kendi ifadesiyle ışık ve kompozisyon yetkinliÄŸi zaten olması gereken unsurlardır fotoÄŸrafta. Ancak asıl önemli olan yeterli anlamın olmasıdır ki Moran bu anlam ve içeriÄŸin okumasını izleyiciye bırakırken dikte etmez. O yüzden her karesi samimi, içten ve zamansızdır.
FotoÄŸraflarında zamanı not düÅŸmek, belgelemek gibi bir çabası, ânı yakalamak gibi bir arayışı yoktur Yıldız Moran’ın. O sadece kendisi ile iletiÅŸime geçmiÅŸ sahneleri bizlerle paylaşırken bizim de bu sahnelerde kendimize ait deneyimler edinmemizi saÄŸlar.
Bu karelerde bazen karşımıza, gittikleri mi, geldikleri mi anlaşılmayan, mutlu mu mutsuz mu olduklarını her baktığımızda düÅŸüneceÄŸimiz, kucağında bebeÄŸi ve yanında çocuklarıyla Anadolu kadınlarının fotoÄŸrafları çıkar. Moran’ın çabası Anadolu kadının dramını veya yöredeki yoksulluÄŸu görselleÅŸtirmek deÄŸil, bu insanların yolculukları üzerinden kendi yolculuklarımızın, sorularımızın peÅŸinden gitmemizin de mümkün olabileceÄŸini hissettirmektir.
Sol tarafında bir figürün ayakta durduÄŸu iki büyük kayığın yer aldığı bir karede kayıklar kayık deÄŸil heybetli klasik heykellerdir sanki. Kardaki ayak izleri kime aittir? Giden bir yolcuya mı gelen bir misafire mi? Uzundur yol ama biz hiçbir zaman bilemeyiz gerçekten bu izlerin kime ait olabileceÄŸini. Moran bunu bizim hayal gücümüze bırakmıştır. FotoÄŸrafın gerçekliÄŸi de aslında bizim hayal gücümüze baÄŸlıdır. Çünkü fotoÄŸraf da kardaki ayak izleri gibi gerçeÄŸin sadece bir emaresini taşıyabilir; gerisi o izlerin peÅŸinden gitmek isteyenlerin hayal gücüne ve maceraperestliÄŸine baÄŸlıdır.
1950’li yıllarda görmeye alışık olmadığımız kareleri, çekmiÅŸtir Yıldız Moran. Amacı bir öykünün altını çizmek deÄŸil, onun fotoÄŸrafını çekmek, konu ile objektif arasındaki duyguyu izleyiciyle paylaÅŸmaktır. Konuya saygılıdır, fotoÄŸraflanacak doÄŸru ânı bulana dek karşısındakini tanımaya çalışır, sohbet eder: “Konu insandır benim için. Ben onunla iki insan olarak bağımı kurarım. FotoÄŸrafçı olmam hiçbir zaman ön planda deÄŸildir. İkimiz selamlaşırız, konuÅŸur, dertleÅŸiriz. Yakınlık kurulur. Ben bu arada açımı arar, yerimi bulur, çerçevemi saptarım. Karşımdaki insan kendiliÄŸi içindedir (…) neyse odur kısacası. FotoÄŸrafımı çekerim. Ondan sonra, artık benim iÅŸim bitmiÅŸ, onunla bir alacağım vereceÄŸim kalmamışçasına hemen uzaklaÅŸmam oradan. BaÅŸladığım gibi, gene onunla konuÅŸur, vedalaşır öyle ayrılırım.” (Özdemir Asaf, “Yıldız Moran ve FotoÄŸraf Sanatı”, Cumhuriyet, 28 Kasım 1970) Sonuç, izleyiciyi de bu âna dahil eden bir kareye dönüÅŸür.
FotoÄŸrafın en temel fonksiyonu olan tespitin yanı sıra izleyiciyi fotoÄŸrafları aracılığıyla bilmediÄŸi anlam ve kavramlarla buluÅŸturacak çok katmanlı tasvir diline ulaÅŸmıştır. FotoÄŸraflarında samimiyet ve içsel dünya ön plandadır. Seyit Ali Ak ile yaptığı bir röportajda “FotoÄŸrafın kavramını bulmaktı sorun; onu bulup geliÅŸtirmek. İnsanın savaşı kendiyledir” der ve devam eder “Anadolu fotoÄŸraf için olaÄŸanüstü renkli bir cennet. İnsanları yalın, ulaÅŸmak kolay. Ne var ki Anadolu’daki rengi evrensele ve her zaman geçerli kavramalara baÄŸlayamadığımız sürece, bence o fotoÄŸraf amacına ulaÅŸmamıştır (…) DüÅŸüneceksiniz, neyi nasıl yapacağınızı, çekeceÄŸinizi önceden tasarlayacaksınız. Öyle ki ilgili her teknik sorun, konunuzla aranızdan çıkacaktır. Çıkacak kadar hâkim olacaksınız duruma. En yeni geliÅŸmeleri, en yeni olanakları arayacaksınız.” (Seyit Ali Ak, “Yıldız Moran”, Erken Cumhuriyet Dönemi Türk FotoÄŸrafı, Remzi Kitabevi, Nisan 2001)
Birkaç yerde Türkiye’deki teknik yetersizliklere de deÄŸinmiÅŸ, hatta bu teknik yetersizlikler yüzünden sanatçının bazen içeriÄŸe yönelmek için zamanı kalmadığını da vurgulamıştır. Moran, günün koÅŸullarında her türlü yokluÄŸa, teknik eksikliÄŸe raÄŸmen özgün fotoÄŸraf diliyle içeriÄŸi ve bu içerikteki kavramları araÅŸtırmayı baÅŸarmıştır.
​
Yirmi dört saatlik iÅŸ
​
FotoÄŸrafın sanat olmadığını ileri sürenlere Ses dergisinde 1983 yılında yayınlanan röportajla ÅŸöyle yanıt verir Yıldız Moran: “Küçük heyecanlar sanat olamaz. Büyük heyecan duyulmalı. Bu bir gerçek. Konu belgeleyici, röportaj fotoÄŸrafı ise (fotoÄŸrafın sanat olmaması), söylenen söz geçerli olabilir. Röportaj yapmak için objektif bir görüÅŸten, olayın niteliÄŸine iliÅŸkin bir yargıya varmak lazım. FotoÄŸrafın bir baÅŸka yönü daha var: sübjektif yönü. Gazete röportajı ile ÅŸairi ayıran yön. Kalemi nasıl birçok ÅŸey için kullanabilirseniz, makineyi de öyle. Åžair hangi vezinle, hangi kalıpla ÅŸiir yazmayı seçip, içeriÄŸi dolduracaksa, fotoÄŸrafçı da kendine en uygun fotoÄŸraf makinesini bulmakla yükümlüdür. Her iki dalda da sonuçta ÅŸiirsellik, estetik yoksa baÅŸarısızdır. Konuya saygılı yaklaşım büyük önem taşır. FotoÄŸraf makinesi objektif bir algılayış biçimi olarak bellendiÄŸinden her fotoÄŸrafın objektif bir görüntü olduÄŸu kanısı yaygındır. Oysa fotoÄŸraf çekileceÄŸi açıdan, çekileceÄŸi andan, çekenin görüÅŸ açısından kaynaklanan nedenle çok da çarpıtılabilir. O zaman çok tehlikeli bir silahtır.” (Anonim, “Türkiye’nin İlk Kadın FotoÄŸraf Sanatçısı Yıldız Moran”, Ses, 25. sayı, 25 Haziran 1983)
Moran’ın aktif fotoÄŸraf çektiÄŸi dönemde de, sonrasında da hep fotoÄŸraf düÅŸündüÄŸü söylenebilir. Bu aslında her tam zamanlı fotoÄŸrafçı için geçerlidir. FotoÄŸrafçı için sadece vizörden bakılan bir dünya veya elinde makine yoksa da vizörden geçen görüntüler adına düÅŸünülen kareler vardır. Her an kaçan andır, her yakalanan an daha iyisine ulaÅŸma çabasıdır. Moran’ın da belirttiÄŸi gibi “fotoÄŸraf 24 saat düÅŸünülen, yaÅŸanılan, ikinci plana atılamayacak bir konudur. İnsana, hayata özgü bir aÅŸamanın bir yerini, kavramsal olarak dolu, yoÄŸun, ağırlıklı olarak verebilen kiÅŸidir fotoÄŸrafçı.” (A.G.Y)
​
FotoÄŸraftan vazgeçmek
​
Peki, nasıl olur da fotoÄŸraf adına hem bir Türk hem de bir kadın olarak tüm ilkleri yaratmış, kimse düÅŸünmezken fotoÄŸrafın kavramsallığını araÅŸtırmış, hep sanat ve hatta yirmi dört saat hep fotoÄŸraf düÅŸünmüÅŸ bu denli tutkulu bir insan, fotoÄŸrafı 1962 yılında aniden bırakabilir? Cevabı basit ama bir o kadar da karmaşık: Yeni bir tutku ve aÅŸk sebebiyle –ünlü ÅŸairimiz Özdemir Asaf’a olan aÅŸkı- ”4 Kasım 1954 saat 11:00’de tanıştım” diyecek kadar etkilenmiÅŸtir Özdemir Asaf’tan. Asaf’tan etkilenmemek mümkün müdür? Türkiye’nin en bohem, en yakışıklı, en yetenekli ÅŸairlerindendir. Romantiktir ve her kelimesi ÅŸiirdir. Moran, Türkiye’ye döndüÄŸü zaman kartpostallarını bastıracak titiz bir matbaa ararken Asaf ve matbaası karşısına çıkar; hayatının dönüm noktası olacak bu iliÅŸki de böylece baÅŸlamış olur. Moran için fotoÄŸraf o kadar yoÄŸun ve tutkulu yapılması gereken bir iÅŸtir ki aynı anda bir baÅŸka ÅŸeye aynı tutku ve aÅŸk ile baÄŸlanamayacağı için bir tercih yapar.
Çift, 1963 yılında evlenir, ardından çocukları peÅŸ peÅŸe dünyaya gelince fotoÄŸraf onun için ikinci plana düÅŸer. 1962 yılında ilk oÄŸulları Gün, 1963 yılında Olgun ve 1966 yılında Etkin dünyaya gelir. Moran için Asaf’ın eÅŸi olmak ve annelik birinci iÅŸ haline gelir. O hiçbir zaman piÅŸman olmaz fotoÄŸrafı bıraktığına. Bunu bir küsme veya terk etme gibi de algılamaz. Sadece öÄŸrenmek ve eÄŸitim almak için ailesinden binlerce kilometre uzaklarda yaÅŸamayı göze almış ve aynı tutku ile birçok yabancı ülkeyi kadın olarak tek başına gezip fotoÄŸraflamayı baÅŸarmış birisinin tutkusu ve yoÄŸunluÄŸu hayatının aÅŸkı olacak kiÅŸi karşısına çıkınca farklı bir yön almıştır.
​
Sonsöz
​
Pera Müzesi’nin danışmanı ve deÄŸerli kültür insanı, 2007 yılında kaybettiÄŸimiz sevgili Samih Rifat’ın deyiÅŸiyle, Yıldız Moran’ın 1950-1962 arasını kapsayan 12 yıllık fotoÄŸraf macerası, 1995’te vefat edinceye kadar “bir unutma/unutulma öyküsüdür”.
Rifat ÅŸöyle yazar: “Önce bir tutku öyküsüdür Yıldız Moran’ın fotoÄŸrafçılığı; sonra da bir özveri ve vazgeçme öyküsü (…) FotoÄŸrafı bırakma öyküsüne gelince, bu konuda Yıldız Moran’ın söylediklerine çok da inanmak istemiyorum. Bir sanat tutkunu yalnızca çocukları ve ailesi için tutkusundan vazgeçer mi? Åžimdi adını anımsayadığım bir Fransız yazar (Malraux olabilir) ÅŸöyle bir düÅŸünce ileri sürüyor: ‘Yaratıcılık, sanatçıların üstünden gelen ve onları aÅŸan bir ÅŸeydir. Bu nedenle de sanatçılar yaptıklarının farkında deÄŸildirler çoÄŸu kez. ’ (…) Yaratmanın bir açıklaması yoktur; yaratmaya baÅŸlamanın bir açıklaması yoktur… Durdurmanın, bitirmenin de yoktur. Sanat alanına giren her ÅŸey için olduÄŸu gibi: Sessizlik ve sırdır ötesi.” (Samih Rifat, “Bir Unutma ve Unutulma Öyküsü”, Yıldız Moran – FotoÄŸrafçı, Adam Yayınları, Mayıs 1998) İşte bu sır perdesini aralayıp, sessizliÄŸe güzel bir ses vermeye çalışıyor bu sergi.
Sergide yer alan baskılar, yaklaşık 8000 adet negatif arasından yapılan seçkinin arÅŸivsel pigment inkjet baskı tekniÄŸi ile ve asit içermeyen geleneksel pamuklu fotoÄŸraf kâğıtlarına benzeyen fine art kâğıtlarına basılmasıyla gerçekleÅŸti. Sunum, Yıldız Moran’ın fotoÄŸraflarına ve yapmak istediklerine baktığımızda onun yenilikçi düÅŸünce yapısına en uygun sunum ÅŸekli olduÄŸuna karar verdiÄŸimiz alüminyum kompozit plakalar üzerine yapıldı.
Bir tutku ile baÅŸlayıp, özveri ile devam eden ve sonrasında vazgeçme ile sonuçlanan Moran’ın öyküsü aslında hiç bitmeyecek ÅŸekilde fotoÄŸraf ve kültür dünyamızda yer alacaktır. FotoÄŸrafı sanat olarak düÅŸünen ve fotoÄŸrafın kavramsallığı üzerine çalışan, ilk kez yurtdışında fotoÄŸraf sergisi açan, Türkiye’nin fotoÄŸraf ile ilgili ilk akademik eÄŸitimini almış kadın fotoÄŸrafçısı Yıldız Moran önünde saygıyla eÄŸiliyoruz.
​
Coşar Kulaksız
Kasım 2013
​
​